Hakkımda

Hakkımda

Ocak 1992

mustafa-hazirci-bebeklik
Ne Çekiyoğuz La!

Kayseri – Develi / Yukarı Fenese’de gözlerimi açtım. Şimdilerde aklımın kıyısında bile bulunmayan o günlerde hayatımın ilk adımlarını atmışım. Kayseri benim için her zaman miş’li geçmiş zaman oldu. Sonraları doğduğum evi görmeye gittiğimde sadece gülümseme oluştu yüzümde. Herhangi bir hatıra canlanmadı. Çünkü hatıra biriktirecek kadar adım atmamıştı toprak yollarında. Çocukluğun sonuna kadar hissedildiği son jenerasyon olan 90 doğumlulardan birisi olarak İstanbul’a doğru yolculuk etmişiz.

 

1998 Öncesi

mustafa-hazirci-cocukluk
90’ların Hızlı Genci

Çocukluğun en saf ve masum yıllarıydı. Okula başlamadan önce İstanbul’un Eminönü ilçesine bağlı (Şimdilerde Fatih oldu.) Kadırga semtinde yaşadım çocukluğumu. Topa ilk defa bu sokakta vurdum. İlk defa kar yağınca sokağa fırlayıp kardanadamı burada yaptım. İlk dostluk, ilk komşuluk ve ilk kavgamı hep bu semtte gerçekleştirdim. Hayata dair gülümseten yüzlerce hatıra saklıdır hala kaldırım taşlarında. Okula başlamadan öncesi, caddenin karşısına geçmek bile büyük meziyetti bizim için. Çünkü arabaların geçtiği bir caddeden tek başına karşıya geçmek tehlikeliydi. Aklındaki tüm masum düşünceleri bize aktaran annemiz öyle söylerdi.

Bir keresinde top yolun karşısına gitmiş ve herkes birbirine bakmıştı; “Topu karşıya geçip kim alabilir ki?” Tonunda bakış atmıştık arkadaşlarımızla birbirimize. Sağa sola şöyle bir bakış atıp geçmiştim karşıya. Öylesine cesaret gerektiren bir işti ki bu. Günlerce unutamamış daha sonra sık sık tekrarlamıştım. Artık oyun arkadaşlarımın, gelecekteki dostlarımın kurtarıcısıydım.

1998 – Kadırga İlköğretim Okulu

8 yıllık ilköğretim hayatımın ilk başlangıç yılıydı 98. Çok güzel arkadaşlıklarım oldu. Öğretmenimiz; Itır Öztürk bize hayata dair çok güzel şeyler öğretti. Hayata hazırladı. Gülümsemeyi ve gülümsetmeyi bilen bir kişilikti kendisi. Çok severdim, çokta sevilirdim kendisi tarafından. Hava gözlem kolu yapmıştı beni. Her sabah çantamı sıraya bırakır bırakmaz hava durumunu tahtanın sağ üst köşesine yazardım. Sabah başka, öğlen başka olduğunda da mutlaka değiştirirdim hava durumunu. 90’larda çocuk olmak bunu gerektirirdi. Asla saygısızlık yapmaya izin vermezdi yüreğimiz. Gençliğin verdiği masumiyet attığımız her adımda hissedilirdi. Yan gözle bakmazdık hiç bir arkadaşımıza. Çünkü biz kardeştik. Şimdilerde iç çekerek andığım o günlerin bir daha geri gelmeyecek olması gerçekten büyük bir hayal kırıklığı. Oysa kimse bana büyümek istiyor musun? Diye sormamıştı… Acı tatlı birçok anıyla 2006 yılında herkesin merak ettiği o havalı lise dünyasına adım attım.

2006 – Kadırga Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi

Okulun ilk günü hiç yabancılık çekmemiştim. Çünkü semtimin okuluydu ve okuldaki birçok insanı zaten önceden tanıyordum. Herkesin üzerindeki o yabancılık hissi bana hiç uğramamıştı. Her sınıfta mutlaka birkaç tanıdığım vardı. Buda benim daha rahat hareket etmemi ve yabancılık çekmememi sağlıyordu. Şimdilerde hala görüştüğüm dostun sözlükteki tam karşılığı olan insanlarla işte bu lise yıllarında tanıştım. Birlikte ne etkinlikler yapmadık ki? Haylazlık denilince parmakla gösterilen bir sınıfın en dikkat çeken öğrencileriydik biz…

9. sınıf hazırlık evresiydi. Daha sonra herkes istediği ve puanı yeten bölüme geçiş yaptı. Bende elbette “Teknik Bilgisayar” bölümünü tercih ettim. 10 sınıfta 3 yıl boyunca birlikte ders göreceğimiz ve dost olacağımız onlarca kişiyle tanıştım. Şimdilerde 2 elin parmaklarını geçmeyecek kadar azalan kişilerdi bunlar. Çünkü gerçek olan da buydu. Onca kuru kalabalıktan sıyrılmış ve gerçek dostlar gün yüzüne çıkmıştı. Birlikte nice kavgalara korkusuzca yürüdüğümüz, birlikte okuldan kaçıp, sınıf maçlarında ter akıttığımız dostlarımız oldu…

Herkes kendi sınıfı için aynı sözleri söyleyebilir belki. Ama biz gerçekten farklıydık.

2010 – Eskişehir Osmangazi Üniversitesi – Bilgi. Programcılığı Meslek Yüksekokulu

mustafa-hazirci-universite
Yurdu Yakmaya Çalışırken

Hayatımın ilk tek başına yolculuğuydu. Aileyi geride bırakıp başka bir şehire, hiç tanımadığın insanların arasına yerleşmek ilk gece çok düşündürdü beni. İçimdeki duygunun tarihi mümkün değildi. Girdiğim dersler okulun bana pek bir şey katamayacağının en büyük göstergesiydi. Aklımda kalan küçük bir sınav sorusu;

“Masaüstünde hangisi bulunmaz?”

A. Bilgisayarım B. Denetim Masası C. Belgelerim D. Çöp Kutusu

İşte bu kadar insan beyniyle dalga geçen bir sistemdi bu. Ailevi sorunlar her gün kulağımı tırlamarken, öğreneceğim şeylerin çöp kutusu kadar sınırlı olması beni bu okulu bırakmaya kadar götürdü. O yıllar çalışmam, okumamdan daha önce geliyordu. Abim asker ve ailevi sorunlar arşa çıkmıştı.

2011 – Okul Biter İlk İş Tecrübeleri Başlar

Bunca şeye karşın öylesine sessiz ve içine kapanık duramazdım. Bir hışımla valizimi toplayıp, trenle İstanbul’un yolunu tuttum. Denizin kokusunu özlemiş, şehrin kalabalığına hasret kalmıştım. İlk dönem Üniversite’ye gitmek bana yetmiş ve hatta artmıştı. Zaten insan ilişkilerin iğrenç boyutlara varması beni Üniversite kavramından başlı başına soğutmuştu.

O sıralar yarıda kalan veya kasıtlı olarak yarıda bırakılan öğrenim hayatımda nasıl bir iş yapacağım konusunda tek bir düşüncem bile yoktu. Okuldayken web siteleriyle ilgilenmek çok hoşuma giderdi. Öyle ki arkadaşlarımla internet cafe’ye gittiğimizde onlar oyun oynar ben ise ücretsiz site nasıl açılır diye araştırıp kendimi geliştirmeye çalışırdım.

Lisede ve Üniversite’de örnek olarak gösterilen web siteleri altında benim imzamı taşıyan sitelerdi. Bu yüzden öğrenci arkadaşların bu tip işlerde ilk soru soracağı kişi de bendim. Tabi ki menfaatçi kişiliklerin ilk yakınlık kurma amacı da internet siteleri veya bilgisayar derslerindeki başarıydı. Liseden bu yana oldum olası yazmayı çok severdim. Özellikle şiir yazmak attığım her adım gibiydi. Yürürken bile içimde tekrarladığım mısralar eve kadar aklımda kalan kısmıyla şiir olurdu. O zamanlarda gördüğüm bir iş ilanı da bu yanımı ortaya çıkartmamı sağladı.

  • Mart 2011 – Ekim 2011

onnline-reklamİlk iş tecrübem Onlinne Reklam ve İnternet Teknolojileri şirketiyle hayata geçti. Onların istediği özgün içerik yazan bir elemana sahip olmaktı. Bunun için ofise de gitmem gerekmiyordu ayrıca. Evden yazdıkça para kazanabilirdim. İlk mülakatı yüz yüze yaptıktan sonra verilen testi geçtim ve özgün içerik yazabileceğimi onlarda gördü. Yüzlerce oyun içeriğini yazdım ve aslında harcadığım emeğe değmeyecek kadar az para kazanıyordum. Bunun ardından bende kendileriyle görüşüp tam zamanlı bir iş aradığımı bu yüzden artık iş almak istemediğimi söyledim.

Kendileri de yaptığım işlerden memnun olduklarını, istersem ofiste tam zamanlı olarak evde yaptığım işleri yapabileceğimi söylediler. Bu beni gerçekten çok memnun etmişti. Çünkü severek yaptığım bir işi artık bir ofis ortamında yapacaktım. 8 aylık geçen periyotta her zaman daha fazlasını öğrenmek için elimden geleni yaptım. Nitekim kendime ilk iş tecrübemde çok şey kattığıma inanıyorum.

Özgün içeriğin önemini, paravan blogları, arama motoru optimizasyonu için anahtar kelimelerin önemini hep ilk tecrübemde öğrendim.

Ekim 2012 – Ocak 2015

Aslında 2011 yılı içerisinde farklı bir kaç yerde çalıştım. Başarılı ve istenilen performansın üzerinde olduğum da aşikardı. Fakat iş verenlerin kendini beğenmiş tavrı, verilen sözlerin tutulmaması ve karşıdakini çocuk yerine koymak gibi tavırları yüzünden onların ismini zikretmeyi pek düşünmüyorum. Şimdilerde hala yaptığım çalışmaların sitelerinde barınması, sosyal medya hesaplarımdan, YouTube videolarıma kadar altlarına yaptıkları yorumlarla seo yapma çabaları beni çok güldürüyor.

buroteknikNeyse konu fazla dağılmadan Ekim 2012 yılında ilk E-Ticaret tecrübem olan Büroteknik ile tanıştım. Ürün tanıtımı, paravan blog, sosyal medya yönetimi ve blog yönetimi gibi konularda kendilerine başarı kazandırdım. Öyle ki orada çalıştığım sıralarda rakip firma sahiplerinden iş teklifleri de aldım. Fakat kimseyi yarı yolda bırakmak istemediğim için teklifleri kabul etmedim. Ayrıca kendisi iş teklifi sunan bir firmanın görüşmede seni; “Henüz Öğrenme Aşamasındasın” diyerek küçük görmesi de olayın bir diğer komik tarafı. Yaptığım çalışmalarla onların dikkatini çekiyorum. Beni bulup telefon görüşmesi talep ediyorlar. Görüşmeye çağırıyorlar. Sonra da henüz daha öğreniyorsun diyorlar. Karşındakine daha az maaş vermek için onun motivasyonunu düşürmek ne denli doğru? Neyse cevapsız milyonlarca sorudan birini daha sordum. Büyük markaların gerçekten büyük olmasının binlerce nedeni var. Bu tip yerler ise daima kendi çaplarında kalmaya mahkum.

2.5 yıl Büroteknik’te çalıştıktan sonra askerlik zamanım geldi. 2015 yılının Şubat ayında acemi birliğim Ankara Mamak‘a katıldım. Burada da çeşitli arkadaşlıklarım oldu. Bulunduğum ortamda sıkıcı bir yaşam alanı olmasına izin vermeyen bir yapıya sahibim. Bu yüzden tanıştığım insanlara karşı hep sıcak kanlı oldum. Neyse, usta birlikleri açıklandı ve abimin de askerlik yaptığı Şırnak bölgesine düştüm. Abimin Şırnak’ta askerlik yapması benim itiraz etme hakkımı doğurmuştu. Fakat kaderimde yazılan neyse benim için oydu. O yüzden herhangi bir itiraz etmedim. Ailemle geçen kısa bir zamandan sonra uçağa atlayıp askerliğime başladım.

Mart 2015 – Ocak 2016

mustafa-hazirci-askerlik
Askerliğimi Şırnak / Uludere / Şenoba belgesinde bulunan 48. Hudut Tugat Komutanlığı‘nda Muhabere yani askeriyenin telekomcusu olarak yaptım. Önceleri teknik işlerde ter dökerken sonradan santral elemanı olarak askerliğime devam ettim ve bu şekilde hiç izin kullanmadan askerliğim sonuçlandı.

Askerliğin ardından İstanbul’a iner inmez büyük bir sürprizle hava alanında annemin kucaklamasıyla kendime geldim. Gerçekten büyüleyici bir andı. Ardından evde geçen süre boyunca freelance işler yapmaya devam ettim. Boş oturmak bana göre değildi. İrili ufaklı sosyal medya ve içerik yönetimi işleri yaparken tam zamanlı iş aramaya başladım.

Mayıs 2016 – Günümüz

taç porselenEski şirketten bir arkadaşımın ön ayak olmasıyla Taç Porselen ve Mutfak Ürünleri markasına Metin Yazarı olarak başladım. Şimdilerde çalışmalarımız devam ediyor. Yine özgün içerik tazeliğini korurken, her gün beynimden geçen binlerce düşünceyi ürünlerle birleştiriyorum.

Ayrıca evde kaldığım saatlerde de freelance olarak farklı şirketlerin metinlerini yazmaya devam ediyorum. Kendime kalan vakitler kısıtlı belki ama böyle olması gerektiği için böyle oluyor… Yoksa birçok arkadaşın yaptığı gibi sinemada kafeye, eğlence merkezlerinden tatillere gitmeyi bende bilirdim. Fakat çalışmak gerekiyor. Hiç değilse ay sonunu düşünmeyecek hale gelene kadar çalışmak…